özel koleksiyon
aşka bilet kalmamış
kanatlarını içine çek
derin derin
kırılmasınlar
genel koleksiyon
susuz çiçeğin gözyaşları
(karışık - bu bir süre gider)
Etiketler
kırıntılarım
(300)
şiirlerim
(147)
yarım şiirlerim
(43)
denemelerim
(36)
nadasta
(5)
giriş cümleleri
(1)
21 Eylül 2012 Cuma
19 Eylül 2012 Çarşamba
kırıntı
yağmura doğru yürü
içindeki çocuk biraz ıslansın
bir kalp gibi at içinden onu
bir kalp gibi at
damarlarına kelebekler boşalsın
(Bursa - 19.09.2012)
içindeki çocuk biraz ıslansın
bir kalp gibi at içinden onu
bir kalp gibi at
damarlarına kelebekler boşalsın
(Bursa - 19.09.2012)
16 Eylül 2012 Pazar
olmayan bir çocuğa ağıtlar
bir gün belki
kanımı imbik imbik damıtır
içimden bir damla gibi süzülür
içimden bir ağıt gibi dökülür
içim içimden çekilir
kendisini soğuran bir dipsiz kuyuya dolar
çok güzel bir reaktörde mayalayıp kendini
soluksuzluğundan doğar
o olur
hayallerim, hüzünlerim, hislerim,
kemiklerim, dokularım, etlerim,
birbirlerini kesen bıçaklar gibi
parçalanır, dağılır ve yoğrulur
o olur
o olmamışsa hala
bekliyorsam bu kadar
suçlusu yıldızlardır
leptonlar, mezonlardır
girişimler, kırınımlar,
füzyonlar, mutasyonlar,
enzimler, hormonlardır...
bekliyorum
öyle güzel gel ki çocuk
bu kadar beklettiğine değsin
(İstanbul-Acıbadem / Bursa / Gemlik - 16-19.09.2012 - hala devam ediyor)
kanımı imbik imbik damıtır
içimden bir damla gibi süzülür
içimden bir ağıt gibi dökülür
içim içimden çekilir
kendisini soğuran bir dipsiz kuyuya dolar
çok güzel bir reaktörde mayalayıp kendini
soluksuzluğundan doğar
o olur
hayallerim, hüzünlerim, hislerim,
kemiklerim, dokularım, etlerim,
birbirlerini kesen bıçaklar gibi
parçalanır, dağılır ve yoğrulur
o olur
o olmamışsa hala
bekliyorsam bu kadar
suçlusu yıldızlardır
leptonlar, mezonlardır
girişimler, kırınımlar,
füzyonlar, mutasyonlar,
enzimler, hormonlardır...
bekliyorum
öyle güzel gel ki çocuk
bu kadar beklettiğine değsin
(İstanbul-Acıbadem / Bursa / Gemlik - 16-19.09.2012 - hala devam ediyor)
14 Eylül 2012 Cuma
deneme
Hangi insan daha çok zarar verir?
- Yapılacak bir iş varken, tezcanlı davranıp gönüllü olarak işe atlayan ama işi yürütmeyen / işi yapabilecek yetkinlikte olduğu halde tembelliğinden ya da ataletinden dolayı işe bulaşmayan?
- Yanlış giden bir işe aceleci müdahale ederek, başarısız olup, o işi çözme konusunda demotive bir ortam yaratan / insiyatif almaktan korktuğu için işi öylece oluruna bırakan / işe fazla detaylı yaklaşıp, hantal bir projeye çeviren ve bu arada treni kaçıran?
- Yapılacak bir iş varken, tezcanlı davranıp gönüllü olarak işe atlayan ama işi yürütmeyen / işi yapabilecek yetkinlikte olduğu halde tembelliğinden ya da ataletinden dolayı işe bulaşmayan?
- Yanlış giden bir işe aceleci müdahale ederek, başarısız olup, o işi çözme konusunda demotive bir ortam yaratan / insiyatif almaktan korktuğu için işi öylece oluruna bırakan / işe fazla detaylı yaklaşıp, hantal bir projeye çeviren ve bu arada treni kaçıran?
deneme
Başta riski bilmeden, analizin güvenlik katsayısını tahmin ederek yola çıkmak, durum netleştikçe, riskin altında ya da üstünde kaldığını farketmek, bir matematiksel hesaplanamazlık kısır döngüsü müdür? "Bütün Giritliler yalan söyler" diyen Giritli gibi? Tam değil, sanki, işin derinliğine girdikçe istatistiksel olarak kenarlardan uzak durmayı maksimize edebilecek bir yöntem varmış ama ideal çözüm mümkün değilmiş gibi...
Bir işe başlamadan, ne kadar detaylı analiz gerektiğini, daha işi bilmeden belirlemeye çalışmak...
Yetersiz bir analizle başlayıp, sonradan kriz yaşamak...
Aşırı analiz edip, kolay bir işe fazla enerji ve emek gömmek...
Starcraft Raid vs. Starcraft Death Fortress
Bir işe başlamadan, ne kadar detaylı analiz gerektiğini, daha işi bilmeden belirlemeye çalışmak...
Yetersiz bir analizle başlayıp, sonradan kriz yaşamak...
Aşırı analiz edip, kolay bir işe fazla enerji ve emek gömmek...
Starcraft Raid vs. Starcraft Death Fortress
9 Eylül 2012 Pazar
kırıntı
ölüm:
şimdi yeni yeşeren bir filiz gibi
hep var olan bir tohumdu aslında
içimizde saklanan
(Bursa - 09.09.2012)
şimdi yeni yeşeren bir filiz gibi
hep var olan bir tohumdu aslında
içimizde saklanan
(Bursa - 09.09.2012)
5 Eylül 2012 Çarşamba
4 Eylül 2012 Salı
duru-duyu
ne gariptir, dinlenen eski bir şarkıya ait birkaç notanın, eski mekanların ziyaretinden, kafada canlanan görüntülerden çok daha hızlı bir şekilde beynin derinliklerindeki anıların kalbine ulaşıvermesi ve elini ayağını kesmesi, dizlerini titretip seni öylece bırakıvermesi.
evrimin hangi büyülü mekanizmasıdır bunu gerekli kılmış olan? ormanın içerisinde, kör karanlıkta, bir ağacın dalında otururken, seslerden örülü bir ağ, bir yumak etrafını saran, geçmiş hayatından tanıdığın bir ödülü, bir tehlikeyi ansızın bir acı gibi beynine saplayan, kulağına haykıran... seni ölümle, hayatta kalmayla ilgili bir şeylerin içinde yüzdüren, boğan.
şimdi ise onun bir gülüşünü, bir mimiğini, suratına çarpan, kokusunu damarlarında dolaştıran, seni hiç bilmediğin, yeni keşfedilmiş başka ölümlerin kıyısında dolaştıran, seni öteye ve beriye götürüp getiren...
Bursa, 04.09.2012
evrimin hangi büyülü mekanizmasıdır bunu gerekli kılmış olan? ormanın içerisinde, kör karanlıkta, bir ağacın dalında otururken, seslerden örülü bir ağ, bir yumak etrafını saran, geçmiş hayatından tanıdığın bir ödülü, bir tehlikeyi ansızın bir acı gibi beynine saplayan, kulağına haykıran... seni ölümle, hayatta kalmayla ilgili bir şeylerin içinde yüzdüren, boğan.
şimdi ise onun bir gülüşünü, bir mimiğini, suratına çarpan, kokusunu damarlarında dolaştıran, seni hiç bilmediğin, yeni keşfedilmiş başka ölümlerin kıyısında dolaştıran, seni öteye ve beriye götürüp getiren...
Bursa, 04.09.2012
23 Temmuz 2012 Pazartesi
kırıntı
jaipur
toprak kokan ellerimle
topraklarla kirlettiğim ellerimle
kazıyıp yırtardım
parçalar kanatırdım
hayallerinin bıraktığı boşluğu
dokunabilseydim...
(Bursa - 23.07.2012)
toprak kokan ellerimle
topraklarla kirlettiğim ellerimle
kazıyıp yırtardım
parçalar kanatırdım
hayallerinin bıraktığı boşluğu
dokunabilseydim...
(Bursa - 23.07.2012)
18 Temmuz 2012 Çarşamba
17 Temmuz 2012 Salı
ferment
o küçük çocuk benim
balkonlarda bekleyen
duraklarda bekleyen
annesi gelsin diye
otobüsleri gözleyen...
çok yaşlı insanlardır
tozlu çıkmaz avlular
kapanmış kuyulardır
ve küçücük ellerimdir
gözlerimi ovuşturan...
mandalina kokusu
kazanlarda kaynayan
buğdayların buharı
kümes hayvanlarının
karmaşık koşturuşu
bilinmez bir dünyanın
bir yerlerde duruşu...
kahverengi kıtalar
çok garip denizlerin
pembe girintileri
ormanlara ve kömür madenlerine
dönüşmesi renklerin...
mezarlar yoktu henüz
sopalarla karıştırılan
böcek yuvalarıdır
nereden geliyorsa
toprakları oyarak
ayaklarımın ucundan
geçip giden boz bulanık suların
bilge akışlarıdır
yüreğimde kıpırdayan...
yitip gitmez hiçbir şey
mezarlar yoktu henüz...
ey kargacık burgacık
beni korkutan yazı
karınca duası gibi
sıra sıra inersin
kalbimin derin yuvasına
ki ne kadar derin olabilir
ufacık yüreğim
bilemezsin
bilemedin hiç...
sanayi şehirleri
oradan oraya koşturan
trenlerin arasında
garip şeyler üretiyorlardır
hiç anlamadığım
sihirli hayvanların
ortasında uzanan ormanlar
gemilerin arasında süzülen
derin okyanusların
şekilsiz balıkları...
miller, yağlı somunlar
çukur vida başları
uzun sakallı gri beyaz adamların
ellerinden çıkma
çarkların çevirdiği
anlamsız makinalar
düzinelerce uzanan
loş koridorlarda
terli insan elleri
kirli insan yüzleri
sonra belki en sonra
tozlu kocaman kitapların içinde
yorgun gözlü adamların
soluk giysileriyle
toza bulanmış tankların yanı sıra
uzayıp gittiği yollarda çekilmiş
siyah beyaz resimler
duyulmayan marşlar
duyulmayan top sesleri arasında
duyulmayan haykırışlar
duyulmayan insanların
duyulmayan ağlayışları
duyulmayan ölümlere
haritalar, tablolar, ülke adları
hiç olamazmış gibi
duruyorlar orada
hiç olamayacağım masal kahramanları gibi
bana olmazmış gibi
kimseye olmazmış gibi
bir de işte
sıra sıra gezegenler
rastlantısal galaksiler arasında
o küçük çocuk benim
balkonlarda bekleyen
duraklarda bekleyen
annesi gelsin diye
otobüsleri gözleyen...
Bursa - 17.07.2012
balkonlarda bekleyen
duraklarda bekleyen
annesi gelsin diye
otobüsleri gözleyen...
çok yaşlı insanlardır
tozlu çıkmaz avlular
kapanmış kuyulardır
ve küçücük ellerimdir
gözlerimi ovuşturan...
mandalina kokusu
kazanlarda kaynayan
buğdayların buharı
kümes hayvanlarının
karmaşık koşturuşu
bilinmez bir dünyanın
bir yerlerde duruşu...
kahverengi kıtalar
çok garip denizlerin
pembe girintileri
ormanlara ve kömür madenlerine
dönüşmesi renklerin...
mezarlar yoktu henüz
sopalarla karıştırılan
böcek yuvalarıdır
nereden geliyorsa
toprakları oyarak
ayaklarımın ucundan
geçip giden boz bulanık suların
bilge akışlarıdır
yüreğimde kıpırdayan...
yitip gitmez hiçbir şey
mezarlar yoktu henüz...
ey kargacık burgacık
beni korkutan yazı
karınca duası gibi
sıra sıra inersin
kalbimin derin yuvasına
ki ne kadar derin olabilir
ufacık yüreğim
bilemezsin
bilemedin hiç...
sanayi şehirleri
oradan oraya koşturan
trenlerin arasında
garip şeyler üretiyorlardır
hiç anlamadığım
sihirli hayvanların
ortasında uzanan ormanlar
gemilerin arasında süzülen
derin okyanusların
şekilsiz balıkları...
miller, yağlı somunlar
çukur vida başları
uzun sakallı gri beyaz adamların
ellerinden çıkma
çarkların çevirdiği
anlamsız makinalar
düzinelerce uzanan
loş koridorlarda
terli insan elleri
kirli insan yüzleri
sonra belki en sonra
tozlu kocaman kitapların içinde
yorgun gözlü adamların
soluk giysileriyle
toza bulanmış tankların yanı sıra
uzayıp gittiği yollarda çekilmiş
siyah beyaz resimler
duyulmayan marşlar
duyulmayan top sesleri arasında
duyulmayan haykırışlar
duyulmayan insanların
duyulmayan ağlayışları
duyulmayan ölümlere
haritalar, tablolar, ülke adları
hiç olamazmış gibi
duruyorlar orada
hiç olamayacağım masal kahramanları gibi
bana olmazmış gibi
kimseye olmazmış gibi
bir de işte
sıra sıra gezegenler
rastlantısal galaksiler arasında
o küçük çocuk benim
balkonlarda bekleyen
duraklarda bekleyen
annesi gelsin diye
otobüsleri gözleyen...
Bursa - 17.07.2012
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)