26 Şubat 2015 Perşembe

kırıntı

parmaklarım yalnızlığın tetiğinde
geçmişin göğüslerinde dudaklarım
anıların sütünü yudumluyor

(Mudanya - Yenikapı, 26.02.2015)

23 Şubat 2015 Pazartesi

deneme

Neden hem hızlı yüzebilen, hem hızlı uçabilen, hem karada atik bir canlı yok?
Neden hem suda, hem havada, hem karada etkin bir avcı yok?
Neden hem suda, hem karada, hem havada aynı verimlilikle etkin yol alan bir araç yok?
Çünkü her alanda üstün olmak, yetenek geliştirmek, herkesi her alanda ekarte edebilmek, eğer mümkün olsaydı bile, getirisi uğruna harcanacak enerjiye değmeyecek haybeye bir çaba olurdu.
Çünkü her alanda mükemmel olmaya kalkışmak örtülü başka kayıplar tarafından öylesine geçersizleştirilirdi ki, mükemmellik çabası bir hiçliğe dönüşürdü.
Doğada hayatta kalmanın mutlak çerçevesini çizen doğal seçilim / adaptasyon / evrim süreçleri bile bu türden her alanda mükemmel canlılara yol açmamıştır. Evrimde başarı tanımı sayılması gereken ve geçmiş adaptasyon süreçlerinin bileşkesi olarak günümüze gelmiş olan hayatta kalmayı başarmış canlılar içerisinde her alanda üstün türlere rastlamayız. Hatta günümüze kadar gelmeyi başarmış, dolayısıyla milyarlarca zorluğa başarıyla göğüs gerdiğini ispat etmiş pek çok canlı için güçlüden ziyade narin ya da kırılgan ifadesi çok daha uygun kaçacaktır.
Bu canlılardan pek çoğu, incelendiği zaman kendi habitatında başarıyı getiren ilk bakışta gösterişsiz özellikler taşır görünürler sadece.

(Yenikapı-Mudanya - 20.02.2015)

20 Şubat 2015 Cuma

İspatlanmış Gerçekler

1) MADALYON: Nasıl ki madalyonun iki yüzü varsa, başımıza gelen her olayın da mutlaka bir aydınlık tarafı, bir de gölgesi vardır. Işık varsa gölge, gölge varsa ışık mutlaka olur. Hayat mutlaklardan oluşmaz. Anlamsız görünen, kötü görünen olaylar bile büyük resmin içinde mutlaka anlam bulurlar

2) BARDAĞIN  DOLU TARAFI: Üstteki konu ile doğrudan bağlantılı olarak, insanın sadece bir olayın oluşturduğu kendi üzerine düşen gölgeye değil, o gölgeye sebep olan arkadaki ışığa da odaklanmayı unutmamasını anlatır.

18 Şubat 2015 Çarşamba

ölümüne

dönüyorum
yabana gittiğim yerden
o kadar çok kayboldum ki
yorulmuş olmalıyım

geri dönüyorum
yıldızlara
kusura bakmayın
bazen unutuyorum
o kadar çok yol gittim ki
ölümüne

(Bursa - 18.02.2015)

15 Şubat 2015 Pazar

opak

bak diyor
yağmurlar yağdı diyor
bak diyor
zümrütten bir aydınlık
dağları bulutları sardı diyor
ışıklar ışıklar dört bir yanda
gökleri denizleri yardı diyor
ışıklar ışıklar dört bir yanda
ruhumun tozlu katmanlarını
sararmış opak sayfalarını
tek tek birbirlerinden ayrıştırıp
kalbimin çekirdeğine vardı diyor
söylemiştim en karanlık saatte
geçecek sakın bırakma kendini
bu karanlık ışıklar doğuracak
inanmıştım bir ümit vardı diyor

susuyorum da susmuyorum aslında
sessizliğimle muhabbet ediyorum
diyorum ışıklara boğsam seni
yüreğinin aynasının bir köşesi
biliyorsun hep karanlık kalacak
yüreğimin aynasının her köşesi
zaten hep karanlık kaldı diyor
buralara ışık gelmeden önce
zaten sadece karanlık vardı diyor

                                       Bursa - 15.02.2015


13 Aralık 2014 Cumartesi

içim

kendime alışamadım

içimden
fırlatıp atasım gelir
olmaz

içimdir

                           Bursa - 13.12.2014

kırıntı

her şey beni bekler
işte geldi aniden
zamansız bir ölüm gibi karşımda
bütün ölümler gibi

(Bursa - 13.12.2014)

uzam

bazı şeylerin vakti olmuyor
belki de uzay-zaman aslında
uyuklayıp içime kıvrılıyor

                               Bursa - 13.12.2014

29 Kasım 2014 Cumartesi

kırıntı

o kadar vakitsizce yalnız olurum ki
evren doluşur içime
kapıdan kovmazam da
bacadan girer

(Bursa - 29.11.2014)

28 Kasım 2014 Cuma

ev 'r' en

evrendeki o boşluğu bulursan
bütün her şey etrafını doldurur

(Bursa - 28.11.2014)

23 Kasım 2014 Pazar

Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği Üzerine

 "Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği": Nietzsche'nin görüşlerine dayanan Milan Kundera eseri. Madem ki bir kere yaşıyorum, o halde yaptıklarımın doğru ya da yanlış olduğunu ancak tarih gösterebilir ve ne ben, ne de kimse bilemez. O halde bu durum bana yapacaklarımın seçiminde müthiş bir özgürlük sağlar. Öyle ya, sonucunu kimsenin bilmediği davranışlarım hakkında kimse yargıda bulanamayacağına göre, ben istediğimi kimseye hesap vermeden yapmakta alabildiğine özgürümdür. Sadece topluma karşı değil, kendime, vicdanıma ve özyargıma karşı bile. Yaşıyor olmak, varolmak bana bu hakkı verir. Dolayısıyla sadece varolmam alacağım kararların sorumluluğundan beni alabildiğine özgür kılar. Bu o derece bir özgürlüktür ki inanılmaz ağırlıksız ve hafiftir. Hatta bir yerden sonra bu hafiflik katlanılmaz, dayanılmaz bir hal alabilir. Alacağım kararlarda alabildiğine özgür olmam beni tutunacak bir daldan, bir anlamdan, yüce bir amaçtan mahrum kılar. Giderek bu özgürlüğün getirdiği hafiflik, bu sonsuz özgürlük katlanılmaz bir hal almaya başlar. İnsan bu katlanılmaz özgürlüğü, yapay bir anlama köle olma uğruna terk etmek ve bu işkenceden kurtulmak için kendisine suni anlamlar, hayatına aslında mevcut olmayan sorumluluklar ve kurallar yükler ve onların kölesi olmayı tercih eder. İşte bu varolmanın dayanılmaz hafifliğidir...

Bursa - 23.10.2014

9 Kasım 2014 Pazar

son görüşte aşk

kağıttan bir çocuktu
yırtılmaktan korkardı
makaslardan ve buruşmaktan

son görüşte aşktı
ateşle tanışması

kendini yedi bitirdi
aşkını yaşatmak için

oysa
onsuz aşk yoktur

                    Bursa - 09.11.2014