13 Aralık 2014 Cumartesi

içim

kendime alışamadım

içimden
fırlatıp atasım gelir
olmaz

içimdir

                           Bursa - 13.12.2014

kırıntı

her şey beni bekler
işte geldi aniden
zamansız bir ölüm gibi karşımda
bütün ölümler gibi

(Bursa - 13.12.2014)

uzam

bazı şeylerin vakti olmuyor
belki de uzay-zaman aslında
uyuklayıp içime kıvrılıyor

                               Bursa - 13.12.2014

29 Kasım 2014 Cumartesi

kırıntı

o kadar vakitsizce yalnız olurum ki
evren doluşur içime
kapıdan kovmazam da
bacadan girer

(Bursa - 29.11.2014)

28 Kasım 2014 Cuma

ev 'r' en

evrendeki o boşluğu bulursan
bütün her şey etrafını doldurur

(Bursa - 28.11.2014)

23 Kasım 2014 Pazar

Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği Üzerine

 "Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği": Nietzsche'nin görüşlerine dayanan Milan Kundera eseri. Madem ki bir kere yaşıyorum, o halde yaptıklarımın doğru ya da yanlış olduğunu ancak tarih gösterebilir ve ne ben, ne de kimse bilemez. O halde bu durum bana yapacaklarımın seçiminde müthiş bir özgürlük sağlar. Öyle ya, sonucunu kimsenin bilmediği davranışlarım hakkında kimse yargıda bulanamayacağına göre, ben istediğimi kimseye hesap vermeden yapmakta alabildiğine özgürümdür. Sadece topluma karşı değil, kendime, vicdanıma ve özyargıma karşı bile. Yaşıyor olmak, varolmak bana bu hakkı verir. Dolayısıyla sadece varolmam alacağım kararların sorumluluğundan beni alabildiğine özgür kılar. Bu o derece bir özgürlüktür ki inanılmaz ağırlıksız ve hafiftir. Hatta bir yerden sonra bu hafiflik katlanılmaz, dayanılmaz bir hal alabilir. Alacağım kararlarda alabildiğine özgür olmam beni tutunacak bir daldan, bir anlamdan, yüce bir amaçtan mahrum kılar. Giderek bu özgürlüğün getirdiği hafiflik, bu sonsuz özgürlük katlanılmaz bir hal almaya başlar. İnsan bu katlanılmaz özgürlüğü, yapay bir anlama köle olma uğruna terk etmek ve bu işkenceden kurtulmak için kendisine suni anlamlar, hayatına aslında mevcut olmayan sorumluluklar ve kurallar yükler ve onların kölesi olmayı tercih eder. İşte bu varolmanın dayanılmaz hafifliğidir...

Bursa - 23.10.2014

9 Kasım 2014 Pazar

son görüşte aşk

kağıttan bir çocuktu
yırtılmaktan korkardı
makaslardan ve buruşmaktan

son görüşte aşktı
ateşle tanışması

kendini yedi bitirdi
aşkını yaşatmak için

oysa
onsuz aşk yoktur

                    Bursa - 09.11.2014

sana

                            - o'na -

üşüyen bir el gibi
tutun bana
soğuk parmak uçlarınla
kavra
sana sakladığım sıcaklığımı

bana dokunduğunda
yüreğimdeki alevin
seni ısıtan
soluk bir gölgesini duyacaksın

                          Bursa - 09.11.2014

çiçek pasajı

                                 - o güzel insanlara -

insan tabakalarını sıyırarak gel
inan her şey eskisi gibi olacak
yerinde duramayan tek şey zaman
bir gecelik belki o da duracak
bağrına basacak seni kardeşçesine
içinden tek ve hür yetiştiğin orman
heybetli gövdeler taze filizler
kalbinin tam ortasından vuracak

çiçek pasajında belki yağmurlu
belki gölgeleri uzun belki gölgesiz
belki hayattan hiçbir şey anlamadığın
belki kendi sorularından bunaldığın
belki böyle bir akşam çiçek pasajında
kendi türlü gölgelerinle tanışırsın
ellerinden kayıp gittiğini sandığın
ya da hiç bilmediğin, inanmadığın

                                Bursa - 09.11.2014

6 Kasım 2014 Perşembe

Bu kez farklı olacak

İşte yine orada, bir şeyi uzun süre çok isteyip de, birden soluğunu dibinde hissedecek kadar yakınında bulduğun, o tehlikeli konumdasın... Tam da artık ümidi kesmişken, o kadar iştahla ve dünden hazır beklediğin uzun aylar, yıllar zamana yenik düşmüşken, en beklemediğin anda gelip çatıvermesi ve elini ayağına dolaştırıvermesi ve seni o yıkılmaz kale gibi duran halinle hazırlıksız yakalayıvermesinin ürkütücülüğü ve heyecanını aynı yürekte taşıyabilmek... Sanki kıpırtısız bir halde çamura saplanmış sandığın ve ömrünün sonuna kadar gözden çıkardığın kaderinin çarklarının dönmeye başladığını duyuyorsun. Yüreğinin derinliklerinden yıllardır yağlanmamış mekanizmaların gıcırtıları geliyor. Başın dönüyor. Evet bir şeyler değişebilir, değişecek, hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Umudun tatlı zehirinin kanına karışmaya başladığı andır bu. Kaskatı kesilmiş ruhunu sıcak bir şerbet gibi dolaşan bu ölümcül sıvı dikkat etmezsen yıkımın olabilir bilirsin. Defalarca açılıp kanayan, pıhtılaşıp kapanan, tazeyken körpe kabukların altında onları zorlayan bir kalp gibi atan, hatta yıllarca sonra bile zaman zaman kendisini ve acılarını hatırlatan yaralarının üzerini kaplayan o sahte kalın nasırlı derinin, yaralarının kabuklarından oluşan ve seni bugüne kadar koruyup kollayan o delinmez zırhın yavaş yavaş gevşemeye ve erimeye başladığını bilirsin. Eski yaraların çığlıkları bir zamanlar cıvıltılarla dolu o boşaltılmış anı odalarında yankılanmaya başlamıştır yeniden. Kuru bir kütüğe durmuş bedenini sağından solundan minik minik kemirmeye başlar o narin filizler. Umut yeni bir hayatın hayaleti gibi doldurmaya başlamıştır artık içini. Bilirsin geri dönüşü yoktur. O eşik kaçınılmaz bir şekilde geçilmiş, reaksiyon başlamış, içindeki ölü maya kımıldanmaya ve seni dönüştürmeye başlamıştır bir kere. İçin titremeye başlar, heyecandan ve korkudan. Ama çaresi yoktur. Defalarca yaşadığın bu yıkım, ekşime, çürüme ve taşlaşma döngüsü bir kez daha harekete geçmiştir ve her seferinde olduğu gibi bu defa da "bu kez farklı olacak" yalanlarıyla girmiştir kanına. O güzel fısıltı, çekici sesiyle kulağına boşalır: "Bu kez farklı olacak"

(Bursa, 06.11.2014)


1 Kasım 2014 Cumartesi

nefes

biz aslında bir şey yaparak başlıyorduk hayata
ne olduğunu şimdi tam hatırlayamadım

                                            Bursa - 01.11.2014

22 Ekim 2014 Çarşamba

kırıntı

sana dokunduğumda
ellerim avuçlarım dağılırdı
yıldızlar dağılırdı içime
sesini duyduğumda
zaman saçılırdı içimden
dudaklarına

(Bursa - 22.10.2014)