31 Temmuz 2017 Pazartesi

kırıntı

son parmağımın ucuyla
son anda dokunduğum
yitip gitmekten yorulmayan zamanın
o en kırışık anı

içimde dalgalanan

                                     Güneşli - İstanbul, 31.07.2017

26 Temmuz 2017 Çarşamba

zaten

bu kadar zaman sonra
hiç olmadığın kadar yoksun
bu dinmez boşluklar
ellerim
ellerimmiş
meğer

dokunmadığın her yer
gölgeli, yaralı ya da solgun
bütün dünya
yoksun
yoksun
zaten
                              Güneşli - İstanbul, 26.07.2017

24 Ocak 2017 Salı

kırıntı

çeşitlilik yüzünden
bu hayali ellerim
boşluğu avuçlayan

15 Haziran 2016 Çarşamba

araf

bir çöl ova
sonu başı belli değil
benim bu ovada evim yok
bir güneş var
kudurması kendine
sarmaşıkların altı var
ısınmaktan kaçtığım
bu ovada gidecek yerim yok

benim yatacak yerim yok
büyük sıçrayışlarda
ben hep uyumayı beklerim
evrenin kusmasını beklerim üzerime
bundan başka örtüm yok
benim kaçacak yerim yok
kendimden başka

bir tepe kum
sonu başı belli değil
benim bu kumda yürüyesim yok
bir güneş var
acısından kudurtan
benim bu kumda gömülesim var
bir yerlerde saklanasım var
kendimden başka

bir gök bulut
içime kaçası gelmiş
bir pamuk tarlası
gözlerime soktuğum
gözlerime tıktığım
yeni bir karanlık sadece
hep yeniden tanımadığım
aynı mutlu son
aynı suda yıkadığım saçlarım

benim içecek zehrim yok
kendimden başka

                                        Bursa - 15.06.2016

süpür

ölü çiçekler öldü sabah akşam
ölü yağmurların susuzluğundan ölmüş
ölü ağaçlardan ölü rüzgarın kopardığı
ölü yaprakları süpürdüm

süpürdüm yağmurları
süpürdüm bulutları gökyüzünden
süpürdüm yüreğimden umutları
ölü çiçekler öldü sabah akşam
bir ben kaldım

                              Bursa - 15.06.2016

11 Haziran 2016 Cumartesi

kırıntı

havasız denizde
vakit yok
soluk almaya vermeye
kısa ömür

ama geçmez bazen
geçmek bilmez

havasız denizde
nefessiz gemi
dünya küçücük
yol bitmek bilmez

(Bursa - 11.06.2016) 

tekila

tekila shot
içim ısın
içim yan

güzeldin
ama çok zaman geçti
içim yan
öyle bir ateştin ki
yangın yeriydin
ama her ateşi söndürür zaman

bu dudaktın
bu gözlerdin
nereye ölüyorsun
nereye gidiyorsun
zaman

                                 Bursa - 11.06.2016


3 Haziran 2016 Cuma

;

beraber ölüşümüz
topraktan sonra nokta
toprağa gülüşümüz
noktadan sonra virgül
içimizde bir çocukla
hayata dönüşümüz

                          Bursa - 03.06.2016

14 Mayıs 2016 Cumartesi

tekvin

ilk önce geçmiş vardı
geçmiş biçimsiz ve boştu
bu boşluğun ortasında
herkes vardı
tanrı vardı
ben yoktum
herkes oradaydı
annem yoktu
süt yoktu

sonra karanlık bir düş oldu
bu karanlık düşün içinde
ben vardım
karanlık bir düşten uyandım
her yer karanlıktı
ışık olsun istedim
ışık oldu
ışık iyiydi

akşam oldu - sabah oldu
ikinci gün
bir şeyler duymaya çalıştım
bir şeyler bilmeye çalıştım
ben kimim
yoruldum

orada olanlar tek tek gittiler
orada olanlar tek tek gidiyorlar
sabah oldu - akşam oldu
on bininci gün
gelecek yoktu
geçmiş biçimsiz ve boştu
bu boşluğun ortasında
hiç kimse yoktu
ben vardım
bir tek ben vardım
ben kimdim
yoruldum

                                    Bursa - 12.05.2016

12 Mayıs 2016 Perşembe

ölümün en güzeli

ölümün en güzeli
yaşamın en kötüsünün sonunda
düşlerinden alabildiğine uzak
gölgelerin bile düşmeye tiksindiği
pis bir kaldırımın yanı başında

                                       Bursa - 12.05.2016

23 Mart 2016 Çarşamba

ölüm

ölüm ne kadar da hızlı
yavaş geldiğinde bile
nefes aldırmaz insana

ölüm ne kadar da yavaş
sanırsın oysa
sıkıldığınla kalırsın
binbir hayal ortasında
bomboş çıkar yaptıkların
buza yazılar kazırsın

17 Mart 2016 Perşembe

Öte

Ben öldükten sonra, beni alıp geniş duvarlarından birinde dev bir ekranın olduğu baştan aşağı bembeyaz boş bir odaya götürdüler. Sonra en başından başlayarak hayatımı gösterdiler ve belirli yerlerinde durdurarak, yaptığım tüm hataları, aldığım tüm yanlış kararları, aptallıklarımı bir bir önüme koydular. Yaptığım hataları her ne kadar yaşamımın ileriki dönemlerinde sezinlemiş olsam da, bunların net bir şekilde, şimdi öldükten sonra önüme konulması, bir anda binlerce pişmanlıkla boğuşmama ve kahrolmama neden oldu.

"Burası cehennem olmalı" diye düşündüm dehşet içinde. "Nereden biliyorsun?" dedi bir ses. "Benim sorumluluğum altındaki, yaşanmış bitmiş koca bir hayatın binlerce hatasını, şimdi artık ben onları düzeltecek hiçbir şey yapamayacakken bu şekilde önüme koymak işkencelerin en büyüğü değil de nedir?" dedim bu sefer sesli bir şekilde. "Hayatının senin sorumluluğun altında olduğunu da nereden çıkardın?" dedi ses, "ayrıca, henüz ölmemişken de, hayatının daha erken dönemlerinde yapmış olduğun ve geri dönüşü olmayan hatalarının hangisini düzeltebildin ki? Belki de geldiğin hayat cehennemdi ve şimdi hiçbir şeyi düzeltemeyecek olmanın huzuru içinde cennette olmalısın"

Sonra bir çocukluk rüyamın ortasında buldum kendimi. Genişçe ama yamuk yumuk taşlarla örülü bir kaldırımın ortasında telaşlı telaşlı yürüyorum. Annem az önce yanımdaydı, ama şimdi ortalarda görünmüyor. Kaldırımın yol olmayan tarafında ötesinde ne olduğunu göremediğim alçak bir duvar var. Göremiyorum çünkü benim de boyum kısa. Duvarla kaldırımın arasındaki yaklaşık iki metrelik mesafede ise sık bir çalılık var. Bulduğum bir aralıktan çalılığın içine dalıyorum. Bunu yapmamam gerektiğine dair bir endişe akıp geçiyor kafamdan. Çalılığın içinde tünel gibi loş ve dar bir boşluk kıvrılarak devam ediyor. İlerleyip ilerlememek konusunda tereddüt ediyorum. Sonra birden kaskatı ve güçlü iki kol belimden yakalıyor beni. Sarsılıyorum. Kollar bir mengene gibi sarıp sıkıştırmaya başlıyor beni. Kolların ucunda yengeç kıskaçları gibi kocaman iki kıskaç var. Giderek daha çok sıkıyorlar. Nefesim kesiliyor, ciğerlerim yanmaya başlıyor. Böbreklerimin üzerinde bir sancı hissediyorum. Sonra annemin bağrışlarını duyuyorum. "Çalıların içinde yılan olabilir demiştim sana" diyor. Uyanıyorum.

"Yok artık" dedim. "Rüyalara kadar gireceksek, bu işin sonu gelmez". "Endişelenme" dedi ses. "Yaşarken, sürekli hiçbir şeye zamanım yok diye yakınır dururdun. Eski alışkanlıklardan kurtulmak zor tabii. Öte yandan pek de haksız sayılmazdın hani, çünkü aslında zaman diye bir şey yoktur."   

O an artık dayanamadım. Zamanın çok olması, ya da olmaması, ya da bu ikisinin aynı şey olup olmadığı umrumda bile değildi artık. Seyretmek istemiyordum daha fazla. Bu ekranı kapatan bir düğme olmalıydı elbet. Kimini unuttuğum, kimini ise unutmak istediğim, önümde akıp giden görüntüleri durdurabilmek umuduyla yerimden yavaşça doğruldum. Daha doğrusu öyle sandım. Çünkü birden ayaklarım yerden kesilir gibi oldu. Kafamda ve midemde, aynı anda, sanki her şey dönüyormuş ya da kaydıraktan kayıyormuşum gibi garip bir boşluk hissettim. Tüm duvarlar, zemin ve tavan, aralarındaki sınırların ve geçişlerin anlaşılamayacağı şekilde bembeyaz olunca insan dengesini kaybediyor, mesafeleri ve yüzeyleri algılayamadığından, boyutsuz bir boşlukta süzülüyormuş hissine kapılıyor tabii. Ama aslında öyle olmadığını hemen farkettim. Çünkü ayaklarım ileri geri hareket ettiği halde ekrana yaklaşamıyordum.