ağaç dikmeye kendini kaptırıp
meyveleri toplamayı unutma
(Bursa - 18.01.2016)
Etiketler
kırıntılarım
(296)
şiirlerim
(147)
yarım şiirlerim
(43)
denemelerim
(36)
nadasta
(5)
giriş cümleleri
(1)
18 Ocak 2016 Pazartesi
Everything's part of a bigger thing
Sen büyük hareketin içindeki miniminnacık bir parçasın. Hareket tamamen senin gibi miniminnacık milyarlarca parçanın hareketinin bileşkesi ve bu anlamda yaptığın şeyler önemli ve anlamlı. Ama yaptığın şeyler ve sebep olduğun hareket önemli olan, sen değilsin. Sen birey olarak bir hiçsin. Sen sadece evrimsel büyük hareketin bu zaman diliminde gerçekleşecek olan parçasının içindeki o miniminnacık rolü oynayan kişisin. O kadersel olarak kaçınılmaz rol önemli olan ve sen sadece o rolün uygulayıcısısın. Sen olmasan da o rol oynanacaktı şüphesiz başkaları tarafından. Savaşta taşınan bir bayrak gibi, sen taşımasan da, o bayrak birilerinin elinde yere düşmeden ilerleyecek.
Şu an kendini ana akımın hareketine ters ve yalnızlaşmış bir ters hareket içinde hissediyor olabilirsin. Şüphesiz senin gibi düşünen ama tanımadığın binlerce insan var. Bu dahi senin oynadığın rolü geçersiz ve etkisiz kılmaz. Büyük akıntının içindeki o küçücük ters akıntının, o minik kollu girdabın nelerin habercisi olduğunu bilemezsin. Belki büyük akıntıyı oyalayan ve etkisi ancak çok sonraları anlaşılacak olan başka bir şeye yol açıyorsundur. Ya da genelde olduğu gibi bir şeye yol açıyor ya da açacak olsan da, şu an ya da ileride bakıldığı zaman tek tek motiflerine, atomlarına, parçacıklarına ayrıştırılamayacak olan ve dolayısıyla da izi sana sürülemeyeceği için bireysel bir iz bırakma umudunu tamamen bir kenara itmen gereken bir hareketin unutulup giden uygulayıcısı olarak küçücük bir zaman diliminde varsın sadece.
Peki o zaman bu mücadele niye diye düşünüyor olmalısın. Madem ben birey olarak bu kadar önemsizim, neyin derdindeyim? Aslında dert bireysel olarak senin derdin değil şüphesiz. Sana isabet etmiş piyangonun gerektirdiği rolün sahiplenicisi olarak ve gayet de net olarak bunu başkalarının da yapabileceğini bildiğin halde, bu ikame psikolojisi içinde nasıl ciddiye alabilirsin üstlendiğin rolü? Yoksa bu mücadele etme hissi, bu varoluşsal kaygı, bu önemsizliğe karşı her gün beynini yiyip duran ve görmezden gelmeye çalışarak ancak hayatını gün be gün sürdürebildiğin isyan dalgaları da bu rolün yanında gelen vazgeçilmez duygular mı? Bireyin üstlendiği rolün absürtlüğüne duyduğu tepkiden değil de, bireyde bu rolü oynuyor olmanın zorunlu yanetkisi olarak mı varlar? Rolü oynamaya karşı bir tepki olarak değil de, rolün içinde ve kendi parçası olarak mı beliriyorlar beyninde. Yoksa bu birbirine karşıt gibi görünen ikilik de aslında bir ve aynı şey mi?
Everything happens for a reason - "Children of Men"
Bursa - 18.01.2016
Şu an kendini ana akımın hareketine ters ve yalnızlaşmış bir ters hareket içinde hissediyor olabilirsin. Şüphesiz senin gibi düşünen ama tanımadığın binlerce insan var. Bu dahi senin oynadığın rolü geçersiz ve etkisiz kılmaz. Büyük akıntının içindeki o küçücük ters akıntının, o minik kollu girdabın nelerin habercisi olduğunu bilemezsin. Belki büyük akıntıyı oyalayan ve etkisi ancak çok sonraları anlaşılacak olan başka bir şeye yol açıyorsundur. Ya da genelde olduğu gibi bir şeye yol açıyor ya da açacak olsan da, şu an ya da ileride bakıldığı zaman tek tek motiflerine, atomlarına, parçacıklarına ayrıştırılamayacak olan ve dolayısıyla da izi sana sürülemeyeceği için bireysel bir iz bırakma umudunu tamamen bir kenara itmen gereken bir hareketin unutulup giden uygulayıcısı olarak küçücük bir zaman diliminde varsın sadece.
Peki o zaman bu mücadele niye diye düşünüyor olmalısın. Madem ben birey olarak bu kadar önemsizim, neyin derdindeyim? Aslında dert bireysel olarak senin derdin değil şüphesiz. Sana isabet etmiş piyangonun gerektirdiği rolün sahiplenicisi olarak ve gayet de net olarak bunu başkalarının da yapabileceğini bildiğin halde, bu ikame psikolojisi içinde nasıl ciddiye alabilirsin üstlendiğin rolü? Yoksa bu mücadele etme hissi, bu varoluşsal kaygı, bu önemsizliğe karşı her gün beynini yiyip duran ve görmezden gelmeye çalışarak ancak hayatını gün be gün sürdürebildiğin isyan dalgaları da bu rolün yanında gelen vazgeçilmez duygular mı? Bireyin üstlendiği rolün absürtlüğüne duyduğu tepkiden değil de, bireyde bu rolü oynuyor olmanın zorunlu yanetkisi olarak mı varlar? Rolü oynamaya karşı bir tepki olarak değil de, rolün içinde ve kendi parçası olarak mı beliriyorlar beyninde. Yoksa bu birbirine karşıt gibi görünen ikilik de aslında bir ve aynı şey mi?
Everything happens for a reason - "Children of Men"
Bursa - 18.01.2016
Ein Heller und ein Batzen
Anlaşılmak isteği ne kadar da güçlü.
"Ein Heller und ein Batzen"ı dinliyorum ve bende uyandırdığı karmakarışık hisleri paylaşabileceğim kimse yok. Bu karmakarışık hisler, karmakarışık oldukları için biliyorum ki hayvansı. Ama öte yandan kendilerini tetikleyen şey tamamen insanın kültürel üretiminin sonucu ve alabildiğine insana ait.
(Bursa - 18.01.2016)
"Ein Heller und ein Batzen"ı dinliyorum ve bende uyandırdığı karmakarışık hisleri paylaşabileceğim kimse yok. Bu karmakarışık hisler, karmakarışık oldukları için biliyorum ki hayvansı. Ama öte yandan kendilerini tetikleyen şey tamamen insanın kültürel üretiminin sonucu ve alabildiğine insana ait.
(Bursa - 18.01.2016)
12 Ocak 2016 Salı
belirti
doğru zamanda, doğru yerde olan o insan
hepimiziz
zamanı geldiğinde o olay olacak
ve orada biri olacak
zamanı gelen çiçeklerin açtığı gibi
bir şeyler o aç boşluğu dolduracak, besleyecek
bir insan orada meşhur olacak, tarihe geçecek
kendisi olduğu için değil
olgunlaşan meyvenin daldan kopup düşmesi gibi bir zorunluluk
neredeyse kendi iradesi dışında bunu yaptıracak ona
peki neden herkes o anda, orada, o rolü oynamak ister?
getirdiği şan ve şöhret yüzünden, para yüzünden, ölümsüzlük yüzünden...
aslında biz değilizdir oysa ölümsüz olacak olan
bir isimdir sadece
önünde durulamaz olan ve zamanı gelen şeyi harekete geçiren o koluzdur, istemsizce...
tüm evren en küçükten en büyüğe doğru belirir
beliren seviyelerden biridir sadece toplumsal hareketin içindeki küçücük insan
bir belirtidir.
(Bursa - 12.01.2016)
hepimiziz
zamanı geldiğinde o olay olacak
ve orada biri olacak
zamanı gelen çiçeklerin açtığı gibi
bir şeyler o aç boşluğu dolduracak, besleyecek
bir insan orada meşhur olacak, tarihe geçecek
kendisi olduğu için değil
olgunlaşan meyvenin daldan kopup düşmesi gibi bir zorunluluk
neredeyse kendi iradesi dışında bunu yaptıracak ona
peki neden herkes o anda, orada, o rolü oynamak ister?
getirdiği şan ve şöhret yüzünden, para yüzünden, ölümsüzlük yüzünden...
aslında biz değilizdir oysa ölümsüz olacak olan
bir isimdir sadece
önünde durulamaz olan ve zamanı gelen şeyi harekete geçiren o koluzdur, istemsizce...
tüm evren en küçükten en büyüğe doğru belirir
beliren seviyelerden biridir sadece toplumsal hareketin içindeki küçücük insan
bir belirtidir.
(Bursa - 12.01.2016)
kırıntı
öldüğümde eşitleneceğim
göreceğim hesabımı
bütün bu adaletsizliğiyle dünyanın
(Bursa - 12.01.2016)
göreceğim hesabımı
bütün bu adaletsizliğiyle dünyanın
(Bursa - 12.01.2016)
Mezzanine - Group Four / Deneme
Massive Attack'in Mezzanine albümünden Group Four'u dinlerken yazıyorum şimdi:
Melodiler insanı neden onları ilk dinlediği ana götürürler. İlk dinlediği ana demeyelim de, yoğun olarak dinlediği döneme. Ama genelde o dönemde de belirli bir an takılır insanın beynine. Sanki müziğin bir noktası çok sivri bir uç gibi dönerken insanın beyninde bir yere temas eder ve iz bırakır. Artık o melodiyi ne zaman dinlesek o yara sızlar içimizde.
Şüphesiz o anlar hep özlenen anlardır. O anları yaşarken acılar içinde kıvranmış olsak, içlerinde yaşarken hayata lanetler yağdırmış olsak da, şimdi dinlerken, o melodiler sanki kovulduğumuz ve artık geri dönemeyeceğimiz bir cennette geçen katıksız mükemmellikte zamanları yankılar.
ODTÜ'de master yaptığım dönemde, üniversiteden eve geç saatlerde arabayla dönerken, araba teybinde kasetten dinlerdim Mezzanine albümünü. O beyaz fonun üzerindeki yakın çekim böcek fotoğraflı albüm kapağının vites kolunun yanındaki boşlukta duran görüntüsü hala hafızamda. O şarkılar bana, Balgat'ın boş ara sokaklarında, sönük, puslu sokak lambalarının hızla yanımdan geçerken seyrekçe araladığı gece karanlığını hatırlatır. Şüphesiz çok daha uzun bir dönem boyunca zamana yayarak dinlemişimdir ben o albümü, ama araya giren bunca yıldan sonra ne zaman tekrar dinlesem, o albümün müzikleri o sokaklardır, yanımdaki koltukta oturan Uluhan'dır, sevgilim Banu'dur,..
Ve o gecenin sessizliğini dağıtan o tekrarlanan sestir: "love you, love you, love you, love you, love you, love you, love you" ve ritim girer. Kalbine girer ve bir daha çıkmaz.
Bursa - 12.01.2016
Melodiler insanı neden onları ilk dinlediği ana götürürler. İlk dinlediği ana demeyelim de, yoğun olarak dinlediği döneme. Ama genelde o dönemde de belirli bir an takılır insanın beynine. Sanki müziğin bir noktası çok sivri bir uç gibi dönerken insanın beyninde bir yere temas eder ve iz bırakır. Artık o melodiyi ne zaman dinlesek o yara sızlar içimizde.
Şüphesiz o anlar hep özlenen anlardır. O anları yaşarken acılar içinde kıvranmış olsak, içlerinde yaşarken hayata lanetler yağdırmış olsak da, şimdi dinlerken, o melodiler sanki kovulduğumuz ve artık geri dönemeyeceğimiz bir cennette geçen katıksız mükemmellikte zamanları yankılar.
ODTÜ'de master yaptığım dönemde, üniversiteden eve geç saatlerde arabayla dönerken, araba teybinde kasetten dinlerdim Mezzanine albümünü. O beyaz fonun üzerindeki yakın çekim böcek fotoğraflı albüm kapağının vites kolunun yanındaki boşlukta duran görüntüsü hala hafızamda. O şarkılar bana, Balgat'ın boş ara sokaklarında, sönük, puslu sokak lambalarının hızla yanımdan geçerken seyrekçe araladığı gece karanlığını hatırlatır. Şüphesiz çok daha uzun bir dönem boyunca zamana yayarak dinlemişimdir ben o albümü, ama araya giren bunca yıldan sonra ne zaman tekrar dinlesem, o albümün müzikleri o sokaklardır, yanımdaki koltukta oturan Uluhan'dır, sevgilim Banu'dur,..
Ve o gecenin sessizliğini dağıtan o tekrarlanan sestir: "love you, love you, love you, love you, love you, love you, love you" ve ritim girer. Kalbine girer ve bir daha çıkmaz.
Bursa - 12.01.2016
8 Ocak 2016 Cuma
beyin ne zaman bu kadar büyüdü de, evrenin hakimi olması gerektiğini düşünecek kadar kibirli bir bakış açısına büründü?
evrenin, özünde ölümlü bireyin değil soyun sürdürülmesi yani hayatta kalması ve üremesi amacıyla ve soyun çıkarına, ama yine de bireyin içinde oluşturduğu beyin...
neden artık kendisini oyalamak için önüne konan oyuncaklarla yetinemez hale geldi? neden her şeyin arka planında özenle gizlenmiş o esrar perdesinin arkasını görmeye ve her şeyin anlamsızlığını sezmeye başladı.
yememesi gereken yasak elma işte ilk kez şimdi ağzında erimeye başladı. uyarılmasına rağmen gerçekleri görme isteğine yenik düştü ve binlerce yıllık o büyük çabanın sonunda ödül beklerken, kendisine hazırlanmış büyük bir tuzak, bir işkence buldu.
insanın gözündeki perde, gerçekte kopmuş uzuvları, dağılmış organları, yüzülmüş derisiyle yerde yatarken kendisine verilmiş ağrı kesicilerin etkisiyle hiçbir şey hissetmemesine benziyor. sonra bu ağrı kesicinin etkisi birden kesiliyor ve gerçeği tüm çıplaklığıyla görmenin ve hissetmenin acısıyla başbaşa kalıyor. öyle ki, kendisine sunulmuş o ağrı kesiciyi tekrar tadabilmek, kendisini oyalayan o sahte oyancaklara tekrar inanabilmek için tüm bu gerçeği geri vermeye bin kere razı. ama artık çok geç. eşik bir kere geçildi, göz bir kere açıldı mı, geri dönüş mümkün değil.
evrenin, özünde ölümlü bireyin değil soyun sürdürülmesi yani hayatta kalması ve üremesi amacıyla ve soyun çıkarına, ama yine de bireyin içinde oluşturduğu beyin...
neden artık kendisini oyalamak için önüne konan oyuncaklarla yetinemez hale geldi? neden her şeyin arka planında özenle gizlenmiş o esrar perdesinin arkasını görmeye ve her şeyin anlamsızlığını sezmeye başladı.
yememesi gereken yasak elma işte ilk kez şimdi ağzında erimeye başladı. uyarılmasına rağmen gerçekleri görme isteğine yenik düştü ve binlerce yıllık o büyük çabanın sonunda ödül beklerken, kendisine hazırlanmış büyük bir tuzak, bir işkence buldu.
insanın gözündeki perde, gerçekte kopmuş uzuvları, dağılmış organları, yüzülmüş derisiyle yerde yatarken kendisine verilmiş ağrı kesicilerin etkisiyle hiçbir şey hissetmemesine benziyor. sonra bu ağrı kesicinin etkisi birden kesiliyor ve gerçeği tüm çıplaklığıyla görmenin ve hissetmenin acısıyla başbaşa kalıyor. öyle ki, kendisine sunulmuş o ağrı kesiciyi tekrar tadabilmek, kendisini oyalayan o sahte oyancaklara tekrar inanabilmek için tüm bu gerçeği geri vermeye bin kere razı. ama artık çok geç. eşik bir kere geçildi, göz bir kere açıldı mı, geri dönüş mümkün değil.
3 Ocak 2016 Pazar
deneme
Gençlik, gençliğini sağlıklı yaşayanlar için, idealizmle, dünyayı değiştirme mücadelesiyle, bol bol konuşma, ikna ve aksiyonla geçiyor. Çünkü o yıllardan baktığında sanki önünde uzanan yaşam sonsuz, elindeki güç yeterli ve etrafındaki insanlar hep senin gibi düşünenlerden oluşuyor. Önünde uzanan geniş zaman bir şeyler için uğraşmaya değer görünüyor.
Yaşlandıkça susarak, izleyerek ve bir şeylerin zamanı gelmeden değişemeyeceği gerçeğini içine sindirmeye çalışarak yaşamaya çalışıyorsun. Çünkü zamanın ruhu adeta kendisine yöneltilen tüm silahları savuşturuyor, tüm uygulanan kuvvete rağmen yerinden santim oynamıyor.
Aslında bunların hiçbiri değil. Kafam karışık sadece...
Yaşlandıkça susarak, izleyerek ve bir şeylerin zamanı gelmeden değişemeyeceği gerçeğini içine sindirmeye çalışarak yaşamaya çalışıyorsun. Çünkü zamanın ruhu adeta kendisine yöneltilen tüm silahları savuşturuyor, tüm uygulanan kuvvete rağmen yerinden santim oynamıyor.
Aslında bunların hiçbiri değil. Kafam karışık sadece...
2 Ocak 2016 Cumartesi
deneme
Yeni teknolojilerin, internetin, sosyal medyanın, kolayca ulaşılan amaçsız online oyunların büyük bir sakıncası olduğunu düşünüyorum. İnsanı sıkılmaktan alıkoyuyorlar. Çünkü zorlu akıl yürütmeler, bir eser ortaya koyma çabası gibi uğraşlara göre bu kolaycı kaçışlar her zaman daha cazip olacaktır. Oysa sıkılmak insanın kendini keşfetmesidir.
Bursa - 02.01.2016
Bursa - 02.01.2016
8 Aralık 2015 Salı
ovum
ölü binalar işte
içinde nefes kalmamış duvarlar
isimsiz insanların üzerine
taştan örülmüş mağaralar özünde
hayvan leşleri, ateş, yontulmuş taşlar
buzdolabı, ocak, türlü çatal bıçaklar
eğreti gölge oyunları, el izleri, av tasvirleri
televizyon dizileri, şarkı klipleri
her gece dinlenen masallar
sonra meşhur insan ölüleri gibi
rafta duran okunmamış kitaplar
yaşıyorsun belki kim bilir
yaşıyorsun
konuştukça susuyorsun
herkes bir ucundan çekiştiriyor zamanı
hani bitmez tükenmez sanırsın
geçecek
ve geçtikçe
o hissi de götürecek peşinden
geçtikçe - panik/vurdumduymazlık dalgaları
sıra sıra dizilecek/dağılacak günlerine
bugün hangisi - fibonacci/elliott?
sakinleştirici haplar mı istersin
yoksa sıkarak dişini
sönümlenip götürsün mü istersin zaman
kendisini ve endişeni
özgürlük
sana dokunmadan geçip giden
ortasında hareketsiz kalakaldığın
bir kararsızlıklar curcunası
özgürlük
dokundukça içinde parçalanan
parçalandıkça göğsüne batan
denedikçe ve yinelendikçe
giderek kendi haline bıraktığın
sonsuz sandığın
bir hücre / bir akvaryum
cehalet başkalarının mutluluğu
mutsuzluk başkalarının cehaleti
hayvan kalamadın
tanrı olamadın
hiçbir şeysin
insan dedin bu yer bulamadığın hiçliğe
çatlayan bir yumurta gibi taşıdın onu içinde
git şimdi kendini sev
Bursa - 08.12.2015
içinde nefes kalmamış duvarlar
isimsiz insanların üzerine
taştan örülmüş mağaralar özünde
hayvan leşleri, ateş, yontulmuş taşlar
buzdolabı, ocak, türlü çatal bıçaklar
eğreti gölge oyunları, el izleri, av tasvirleri
televizyon dizileri, şarkı klipleri
her gece dinlenen masallar
sonra meşhur insan ölüleri gibi
rafta duran okunmamış kitaplar
yaşıyorsun belki kim bilir
yaşıyorsun
konuştukça susuyorsun
herkes bir ucundan çekiştiriyor zamanı
hani bitmez tükenmez sanırsın
geçecek
ve geçtikçe
o hissi de götürecek peşinden
geçtikçe - panik/vurdumduymazlık dalgaları
sıra sıra dizilecek/dağılacak günlerine
bugün hangisi - fibonacci/elliott?
sakinleştirici haplar mı istersin
yoksa sıkarak dişini
sönümlenip götürsün mü istersin zaman
kendisini ve endişeni
özgürlük
sana dokunmadan geçip giden
ortasında hareketsiz kalakaldığın
bir kararsızlıklar curcunası
özgürlük
dokundukça içinde parçalanan
parçalandıkça göğsüne batan
denedikçe ve yinelendikçe
giderek kendi haline bıraktığın
sonsuz sandığın
bir hücre / bir akvaryum
cehalet başkalarının mutluluğu
mutsuzluk başkalarının cehaleti
hayvan kalamadın
tanrı olamadın
hiçbir şeysin
insan dedin bu yer bulamadığın hiçliğe
çatlayan bir yumurta gibi taşıdın onu içinde
git şimdi kendini sev
Bursa - 08.12.2015
7 Aralık 2015 Pazartesi
waste-8
iki anın arasını dolduran tek şey zaman
o da ya geçmek bilmez, ya da yoktur aslında
karanlığın ortasında
çamurlu çizmelerle yıkanmış yüzün
ne chopin, sartre, ne heisenberg, klimt fayda etmez
o unutamadığın mi minör prelüdü duymazsın
o ilk öpücüğün tadını hatırlamazsın
bir bulantıdır
tek gerçeğin
kupkuru bir cehaletin özüne dönen insan zulmü
zaman dibe vurduğunda
bedeninden avlarlar
bedeninden iğrenirsin
bedeninden ibaretsin sonuçta
keşke yok olabilseydin
ama zamanın yetmedi
(Bursa - 07.12.2015)
o da ya geçmek bilmez, ya da yoktur aslında
karanlığın ortasında
çamurlu çizmelerle yıkanmış yüzün
ne chopin, sartre, ne heisenberg, klimt fayda etmez
o unutamadığın mi minör prelüdü duymazsın
o ilk öpücüğün tadını hatırlamazsın
bir bulantıdır
tek gerçeğin
kupkuru bir cehaletin özüne dönen insan zulmü
zaman dibe vurduğunda
bedeninden avlarlar
bedeninden iğrenirsin
bedeninden ibaretsin sonuçta
keşke yok olabilseydin
ama zamanın yetmedi
(Bursa - 07.12.2015)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)