Eski şarkıları dinliyorum da, sanki o insanlar başkalardı
O insanlar savaşmadılar, öldürmediler sanki
Sanki hep aşk acısı çektiler, hep aldatıldılar, hep çocuk ve hep gözü yaşlı kaldılar
Göreceksin kendini
Nilüfer – Göreceksin Kendini
Çocukluk rüyanda
Elele okul yolunda
Aniden başlayan
İlk gönül macerasında
Aşkına inanmayıp
Akan gözyaşımda
Görecek göreceksin kendini
O kırılan aynada
Beni ve ölümsüz sevgimi
Mutluluk arayan
Her genç kızın hülyasında
Sevgiyi inkar eden
Bu bencil ve nankör dünyada
Köşesine büzülmüş
Hayattan korkanlarda
(Bursa - 16.07.2014)
Etiketler
kırıntılarım
(296)
şiirlerim
(147)
yarım şiirlerim
(43)
denemelerim
(36)
nadasta
(5)
giriş cümleleri
(1)
16 Temmuz 2014 Çarşamba
4 Temmuz 2014 Cuma
kırıntı
bırakalım onları
sahte zaferleriyle
baş başa
bulandıkları çamurlarla yıkansınlar
altın tozuna girdiklerini sanıp
(Bursa - 04.07.2014)
sahte zaferleriyle
baş başa
bulandıkları çamurlarla yıkansınlar
altın tozuna girdiklerini sanıp
(Bursa - 04.07.2014)
26 Haziran 2014 Perşembe
çocukluğumdan kalan
işte yine başladı
çocukluğumdan kalan
sessiz sedasız şarkı
yüreğimde ağlayan
sessiz sedasız
içimde basamaklar
karanlık odalara
inip inip çıkmayan
içimde kalakalmış
açılmayan kapılar
açık kalmış kapılar
ve kapılar
kapanmayan
yaralar gibi
yaralar gibi
boşluklara açılan
bedenimde
sonra
içimde bir yerlerde
beni öldürmeye doymayan
türlü türlü zehirler
sıra sıra raflarda
içmeye kıyamadığım
ölmeye doymadığım
türlü türlü ölümler
korktuğumdan değil de
yakıştıramadığımdan kendime
geçiştirir gibi hayatı
öylece ayaküstü
yaralanır gibi ölmeyi
yaralarımdan ölmeyi
öldürür gibi değil de
tutunur gibi hayata
çivileyip kendimi
yaralar gibi
yaralar gibi
boşluklara açılan
bedenimde
oysa
benim
ölümden anladığım
sessiz sedasız
sonlanan bir şarkıdır
çocukluğumdan kalan yüreğimde
ağlayan
(Bursa - 26.06.2014)
çocukluğumdan kalan
sessiz sedasız şarkı
yüreğimde ağlayan
sessiz sedasız
içimde basamaklar
karanlık odalara
inip inip çıkmayan
içimde kalakalmış
açılmayan kapılar
açık kalmış kapılar
ve kapılar
kapanmayan
yaralar gibi
yaralar gibi
boşluklara açılan
bedenimde
sonra
içimde bir yerlerde
beni öldürmeye doymayan
türlü türlü zehirler
sıra sıra raflarda
içmeye kıyamadığım
ölmeye doymadığım
türlü türlü ölümler
korktuğumdan değil de
yakıştıramadığımdan kendime
geçiştirir gibi hayatı
öylece ayaküstü
yaralanır gibi ölmeyi
yaralarımdan ölmeyi
öldürür gibi değil de
tutunur gibi hayata
çivileyip kendimi
yaralar gibi
yaralar gibi
boşluklara açılan
bedenimde
oysa
benim
ölümden anladığım
sessiz sedasız
sonlanan bir şarkıdır
çocukluğumdan kalan yüreğimde
ağlayan
(Bursa - 26.06.2014)
18 Haziran 2014 Çarşamba
29 Mayıs 2014 Perşembe
meğer
içimde ölmüş yıllar önce
ağır kokulu bir ceset gibi
kaplamış bedenimi içinden
en doğurgan bildiğim yanım
bana farkettirmeden
sessizliğiymiş meğer
suskunluğu sandığım şey
bunca zamandır
ağır kokulu bir ceset gibi
kaplamış bedenimi içinden
en doğurgan bildiğim yanım
bana farkettirmeden
sessizliğiymiş meğer
suskunluğu sandığım şey
bunca zamandır
deneme
bizi en çok şaşırtan, elimizi ayağımızı kesen, öylece kalakaldığımız şeyler aslında en iyi bildiğimizi sandığımız, adeta içinde yüzdüğümüz ve bizim de içimizde yüzen, parçası olduğumuz ve bizim de parçamız olan kavramlarla ilgili bir anda ortaya çıkan aydınlanmalar, zihin parlamaları, açılımlar... onlar o kadar bizden şeyler ki, onları kendimizden ayırabilmemiz ve bağımsızca üzerlerinde düşünebilmemiz böyle nadir parlama zamanlarında olabiliyor. bir an geliyor ve o biz sandığımız, tanıdık ve kanıksanmış şey karşımızda, bizim dışımızda bütün yabancılığıyla, bizden ayrışmış bir şekilde duruveriyor. o kadar yabani ve yabancı oluyoruz ki ona, nereden çıkmış olabileceğini, bunca zaman nasıl varolmuş ve bizden habersiz sinsice içimize gizlenmiş olabileceğini zihnimiz almıyor. o an anlıyoruz ki, bir şeyin bizden saklanmasının ve kendisini unutturmasının en iyi yoludur, içimize gizlenmesi ve bir parçamıza, bize dönüşmesi...
bugün zaman kavramının, mekan kavramının ve boyut kavramının üzerinde sanki ilk kez duymuş gibi düşünmeye başladığımda farkettim bunu.
bugün zaman kavramının, mekan kavramının ve boyut kavramının üzerinde sanki ilk kez duymuş gibi düşünmeye başladığımda farkettim bunu.
deneme
nasıl oluyor da bazen insan saatlerce bir şeyi düşünüyor, düşünüyor, düşünüyor da... hiçbir sonuç elde edemiyor. sonra artık yorgunluktan ve çaresizlikten dolayı ara veriyor ya da vazgeçiyor. sonra ertesi gün bir anda alacağı karar net bir şekilde gözlerinin önünde beliriveriyor. nasıl oluyor da şüpheye yer bırakmayacak kadar içine siniveriyor o karar insanın...
(Bursa - 29.05.2014)
(Bursa - 29.05.2014)
19 Mayıs 2014 Pazartesi
soma 301
dışım kara içim kara
ne yapsan
karanlığı yükledim ellerime
karanlığı bağladım gözlerime
karanlığı yükledim ellerime
karanlığı bağladım gözlerime
karanlığı dağladım yüreğime
içim kara dışım kara
ne yapsan
elim elime dolaştı
kömüre kanım bulaştı
sesimden çığlığı alın
gözlerimden karanlığı
nefesime is doluştu
soluyorum soluyorum
soludukça ölüyorum
ne yapsan
içim kara dışım kara
ne yapsan
elim elime dolaştı
kömüre kanım bulaştı
sesimden çığlığı alın
gözlerimden karanlığı
nefesime is doluştu
soluyorum soluyorum
soludukça ölüyorum
ne yapsan
karanlıklar korkmaz mı sanırsınız
hiçbir şeyin bitmediği
insanlığın bittiği bir yerdeyim
beni soğuk odanızı ısıtan
sıcacık yüreğimden tanırsınız
Bursa - 19.05.2014
6 Mayıs 2014 Salı
hıdırellez
γνῶθι σεαυτόν (Apollon Tapınağı / Delphi)
Ђорђе ederlezi ederlezi
işte zamanın okları kendini vurdu
uzandım kırlara
güllerin altına kendimi koydum
dikenlerin arasına çocukluğumu
cehaleti saflığımı masumluğumu
oynayamadığım tüm oyunları
yalnız olmadığım geceleri koydum
güllerin altına kendimi koydum
beni dipsiz bir bataklıkla sarmalayan
tanımadığım, beni tanımayan
yabancı kırılgan tanışılamayan
uyudum uyudum uyandığımda
doğanın gölgesi içime vurdu
doğanın gölgesi içimde durdu
güllerin altından her şeyi aldım
güllerin altına zaten varolan
dünyayı doğayı evreni koydum
güllerin yerine kendimi koydum
minnetarlığımı koydum altına
Bursa - 06.05.2014 - Hıdırellez gecesi
Ђорђе ederlezi ederlezi
işte zamanın okları kendini vurdu
uzandım kırlara
güllerin altına kendimi koydum
dikenlerin arasına çocukluğumu
cehaleti saflığımı masumluğumu
oynayamadığım tüm oyunları
yalnız olmadığım geceleri koydum
güllerin altına kendimi koydum
beni dipsiz bir bataklıkla sarmalayan
tanımadığım, beni tanımayan
yabancı kırılgan tanışılamayan
uyudum uyudum uyandığımda
doğanın gölgesi içime vurdu
doğanın gölgesi içimde durdu
güllerin altından her şeyi aldım
güllerin altına zaten varolan
dünyayı doğayı evreni koydum
güllerin yerine kendimi koydum
minnetarlığımı koydum altına
Bursa - 06.05.2014 - Hıdırellez gecesi
1 Mayıs 2014 Perşembe
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
