zaman...
dur! nereye gidiyorsun?
neler yapıyorsun bana?
(from A Late Quartet - İstanbul - 14.04.2013)
Etiketler
kırıntılarım
(299)
şiirlerim
(147)
yarım şiirlerim
(43)
denemelerim
(36)
nadasta
(5)
giriş cümleleri
(1)
14 Nisan 2013 Pazar
4 Nisan 2013 Perşembe
26 Mart 2013 Salı
kırıntı
içimdeki sezarsın
arkasını kollayan
damarları kanlarından damlayan
kendisiyle konuşup
dediklerini hep yanlış anlayan
(Bursa - 26.03.2013)
arkasını kollayan
damarları kanlarından damlayan
kendisiyle konuşup
dediklerini hep yanlış anlayan
(Bursa - 26.03.2013)
24 Mart 2013 Pazar
20 Mart 2013 Çarşamba
yarım kalan mükemmel daireler
içimden geçip giden
bir yol
bir şeylere çıkıyor
yağmurdan damarların ağına
gökyüzünü kuşatan duvarlara
ellerimin yüzüme varmasına
ben hiç bu kadar güzel oldum mu?
bu kadar ölü?
buna çıkıyor sonunda...
geceye doğru ilerlerdi
kendisini yarılayarak ölüm
kendisini yaralayarak ölüm
kendi hiçliğini yaratarak
kendisinden
bir kalbe dönüştürürdü sonra kendini
artık atmayan...
Bursa - 20.03.2013
bir yol
bir şeylere çıkıyor
yağmurdan damarların ağına
gökyüzünü kuşatan duvarlara
ellerimin yüzüme varmasına
ben hiç bu kadar güzel oldum mu?
bu kadar ölü?
buna çıkıyor sonunda...
geceye doğru ilerlerdi
kendisini yarılayarak ölüm
kendisini yaralayarak ölüm
kendi hiçliğini yaratarak
kendisinden
bir kalbe dönüştürürdü sonra kendini
artık atmayan...
Bursa - 20.03.2013
2 Mart 2013 Cumartesi
1 Mart 2013 Cuma
kırıntı
karanlıkların yerini öğrendim
içimde kaynayıp duran sessizlik
kabuğunu kıpırdatıp üstünden
pıhtısını fırlatacak yüzüme
gidip gelecek düşlerime
biriktirip durduğu öfkesinin
yağmurunu boşaltıp gökyüzüne
(Bursa - 28.02.2013)
içimde kaynayıp duran sessizlik
kabuğunu kıpırdatıp üstünden
pıhtısını fırlatacak yüzüme
gidip gelecek düşlerime
biriktirip durduğu öfkesinin
yağmurunu boşaltıp gökyüzüne
(Bursa - 28.02.2013)
16 Şubat 2013 Cumartesi
kırıntı
unutup kendisini
odaların içinde
geçip gidiyor ömür
sürükleniyor ruhu
kanatlarının peşinde
(Bursa - 16.02.2013)
odaların içinde
geçip gidiyor ömür
sürükleniyor ruhu
kanatlarının peşinde
(Bursa - 16.02.2013)
10 Şubat 2013 Pazar
20 Aralık 2012 Perşembe
15 Aralık 2012 Cumartesi
deneme


o şehirlere, o yollara, o evlere baktığımda, sanki yepyeni teknolojik bir aleti seyredermiş gibi oluyorum uzaktan; yine de bir o kadar eski ve köklü... eski ve köklü, sanki daha dünkü çocuk olduğu halde bizden daha yaşlı ve bilgeymiş gibi, sanki dünyanın bütün bilgilerini okuyup yutmuş ve bize üstünlük taslayan bir yeni yetme gibi. biz ise sanki artık yaşlanmış, yorulmuş, öğrenmeye takati kalmamış, yeniliklerden uzaklara düşmüş perişan bir yaşlı gibi... eski, köklü ve modern evet, asla bizim gibi eski ve püskü değil.
imreniyorum görünce; sanki bir çocuğun elinde gördüğüm, zengin babasının almış olduğu ve nasıl çalıştığını hiç anlayamadığım karmaşıklıkta bir teknolojik oyuncak, elinin çevik hareketleriyle can buluyor ve mucizeler yaratıyor da, ben bakakalıyorum çekinerek, uzaktan, hafif bir ürküntüyle. hafif bir gurur, hatta zaman zaman havasını basmanın ifadesi olarak yorumladığım içten içe bir sırıtışıyla göz göze geliyoruz; ben kaçırıyorum gözlerimi.
yine de biliyorum, elime tutuşturacak olsalar almazdım. kullanmasını beceremeyecek olduğumdan değil de, alışmaktan korkardım. bana uymayan, gizemli ve yabancı ülkelerin tadı vardı, hiçbir yanımla barışmayacak, hiçbir yönümle uyuşturamayacağım, bana yabani bir modernliği, bana vahşi bir uygarlığı vardı. değiştirirdi beni. ben artık ben olmazdım. gideceğim bana özgü yollar dışlardı beni. kendi kaderimin ellerinde tuttuğum geleceğim kopup giderdi benden. bunu yaşamış milyarların ruhları hesap sorardı bana. ben de sanki kendileri de aynı hataları yapmamış ve sütten çıkmış ak kaşık gibi bu işten masummuş gibi sıyrılmamışlarcasına, boynumu büker, suçumu kusup önüme, içinde, soğukluğunda, acılığında, pis kokusunda, içime işleyen çürümüş ıslaklığında otururdum.
yine de ölüyorlar işte... yine de cellatlar doğurup bedenlerinden, kendi huzurlu, düşsel dünyalarını yırtıp en taze yerinden, öte tarafa ait bir ilkelliği buyur ediyorlar içeri. sanki kendi çocuklarıymışçasına ölüm, şefkatli elleriyle besleyip onu, büyütüyorlar korunaklı evlerinde, bir gün oradan çıkıp boğazlasın diye kurdukları düşsel dünyanın huzurunu, pırıltısını, özenini. ve bunu da kendi dünyalarının bir parçası, bir yan etkisi, içsel bir yansıması gibi hüzünlerine buladıkları ama buna rağmen gizleyemedikleri çaresiz bir gururla yapıyorlar. üzerlerine çörekleniyor, bir anlığına durur gibi yapan zaman.
ben, şimdi, o şehirlere, o yollara, o evlere baktığımda, ürkek bir gıptayla, çekingen bir hayranlıkla; kaçıp gidemeyeceğimi biliyorum kendi yabancılığımdan; kendi eskime, önümde uzanıp duran kimin çizdiği belli olmayan yollara. çekip gidersem, gitmiş olmayacağımı, kalırsam burada duramayacağımı biliyorum çünkü...
Newtown, Sandy Hook okul katliamının ardından
Bursa, 15.12.2012
"Haberi okuduktan ve videoları izledikten sonra, Google Maps'de Danbury, Newtown ve Sandy Hook bölgesini "street view" özelliğiyle dolaştım. Okulun civarındaki sokaklarda, caddelerde dolandım. Her gün gidip geldikleri o sokakları, o caddeleri, o dükkanları ve evleri ölen çocuklardan biriymişçesine, onların anne babalarıymışçasına, okulda çocuğu tarafından öldürülen öğretmenmişçesine, ve katilmişçesine dolaştım. Sonra bizim sokaklarımızı, insanlarımızı, evlerimizi ve kendimi düşündüm..."

14 Aralık 2012 Cuma
kırıntı
şehir güzeldi
ve ağaçlar...
ellerinde yapraklarla
ağaçlar...
ellerinde yapraklarla
sen
güzeldin...
(Bursa, 14.12.2012)
ve ağaçlar...
ellerinde yapraklarla
ağaçlar...
ellerinde yapraklarla
sen
güzeldin...
(Bursa, 14.12.2012)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



