bana bakan baykuşlardan mı?
solan çiçeklerden mi?
gemi direğine bağlı bir odisseus'dan mı?
içinde bir mezar gibi gömülüp kaldığı kitaplardan mı?
ürküp kaçması?
kaçıp gitmesi?
tesla?
(Bursa - 09.06.2012)
Etiketler
kırıntılarım
(299)
şiirlerim
(147)
yarım şiirlerim
(43)
denemelerim
(36)
nadasta
(5)
giriş cümleleri
(1)
1 Ocak 2000 Cumartesi
10 Kasım 1999 Çarşamba
o vardı
bir gün garip bir korku duydum.
üzerime atlayan kediler gibi bir korku…
sonra uyandım.
o vardı.
gittiğini duyamadım.
o gittiğinde, kediler gibi uyandım.
ellerimi avuçlar gibi yaptım.
dudaklarımı duvarlar gibi yaptım.
sonra utandım, garip bir korku duydum.
o vardı.
o vardı.
nasıl ki gökte ay,
nasıl ki suda balıklar,
nasıl ki ellerimde, yüzümde yaralar, tırnak izleri,
nasıl ki umut, işte o da…
oda; sarımsı ve bomboş; bir şey yapmıyor sesleri yankılamaktan başka.
o vardı.
kelimeler yetmiyor anlatmaya.
sigara dumanı gibi doldurmuştu her yeri.
bağırıyordu; yankılıyordu oda.
yankılıyordu, orada, burada, dudaklarımda.
onu düşünüyordum, öyleyse…
o vardı.
düş ve gerçek arasında asılı
sayıklıyordum geceyi, gündüzü ve bildiğim her şeyi.
sayıklıyordum ve kediler görüyordum durmadan.
garip bir korku duyuyordum sanki.
uyandım.
güzel gece sabahladı benimle… - o yoktu-
sonra gitti, gittiler, gece, o, umut ve başka ne varsa.
sonra bir gün garip bir korku duydum.
öylesine…
Ankara - 10.11.1999
üzerime atlayan kediler gibi bir korku…
sonra uyandım.
o vardı.
gittiğini duyamadım.
o gittiğinde, kediler gibi uyandım.
ellerimi avuçlar gibi yaptım.
dudaklarımı duvarlar gibi yaptım.
sonra utandım, garip bir korku duydum.
o vardı.
o vardı.
nasıl ki gökte ay,
nasıl ki suda balıklar,
nasıl ki ellerimde, yüzümde yaralar, tırnak izleri,
nasıl ki umut, işte o da…
oda; sarımsı ve bomboş; bir şey yapmıyor sesleri yankılamaktan başka.
o vardı.
kelimeler yetmiyor anlatmaya.
sigara dumanı gibi doldurmuştu her yeri.
bağırıyordu; yankılıyordu oda.
yankılıyordu, orada, burada, dudaklarımda.
onu düşünüyordum, öyleyse…
o vardı.
düş ve gerçek arasında asılı
sayıklıyordum geceyi, gündüzü ve bildiğim her şeyi.
sayıklıyordum ve kediler görüyordum durmadan.
garip bir korku duyuyordum sanki.
uyandım.
güzel gece sabahladı benimle… - o yoktu-
sonra gitti, gittiler, gece, o, umut ve başka ne varsa.
sonra bir gün garip bir korku duydum.
öylesine…
Ankara - 10.11.1999
9 Kasım 1999 Salı
benim hikayem
sığlığımı paylaşabilecek kadar derin…
bulamadım.
sanki ben kanatlı atlar aradım,
sanki ben çift başlı kuşlar aradım,
sanki ben geçilmemiş yollar aradım,
sanki ben…
gelmedi ki.
sanki ben…
… aramadım.
selam Pegasus, selam!
selam uçamayan bütün atlara!
hatırlatın da bir dahaki sefere size
bir tanrı nasıl düşer gökyüzünden
durup dururken
onu anlatayım;
nasıl
gök
yüzünden.
Ankara - 09.11.1999
8 Kasım 1999 Pazartesi
6 Ekim 1999 Çarşamba
dönüş
-B’ye-
yine sensin,
asırlık bir kapıdan ilk kez girer gibi
yedi engin denizde kaybolup da
dönüp dolaşıp geri geldiğim;
hasretten kızışmış kalbimi
serin alnında soğuttuğum…
sensin,
dalgaların izini süre süre
en sonunda kıyılarına vurduğum,
eskimeyen ellerinde eskiyip durduğum…
yıldızlardan damıttığım ışıklardır,
güz gökleridir, sarmaşıklardır
benim bilip bileceğim;
bir gün gelecek “uçmak
kanat çırpmak değildir,
ayakların yere değmemesidir”
diyeceğim,
güneşin gölgeleri uyuttuğu bir saatte…
Ankara - 06.10.1999
29 Eylül 1999 Çarşamba
7 Eylül 1999 Salı
böyle zamanlarda
böyle zamanlarda
ne çok dudak
öpücüğe dönüşemeyen…
ne çok damla
kendi hallerinde sürüklenen
yağmur olamayan,
kuruyup giden…
ne çok ağaç
yalnız, kararsız
bir ormanın hasretiyle kavrulan…
ne çok dalga
denizsiz bir kıyıya vuran…
hiç ateş olmamış ne çok kül var
rüzgarda savrulan
böyle zamanlarda…
ve böyle zamanlarda
benim, bir avuç kuru yaprağa dönüşen
ellerim var sadece
gittikçe kendilerine benzediğim…
bir anlamsızlık var
orada öylece duran,
dokunulamayan,
anlatılamayan,
anlatılabilse anlamsız olmayacak olan…
ve bu anlamsızlığın ortasında
bir işe yaramayan
ne kadar çok kelime var bildiğim
böyle zamanlarda…
havada kelebekler gibi
birbirlerine dokunmadan uçuşan,
bir araya gelmeyen,
anlamlanmayan;
ne çok kelime, benim gibi,
anlamsız, boş, benliğini yitirmiş
dolanan…
ikisi bir araya gelip de bir anlam kuramayan,
“seni seviyorum”
bile diyemeyen…
işte böyle zamanlarda
onlar var,
“sen” varsın,
ve “sevmek” var.
yalnız değilim yine de…
Ankara - 07.09.1999
odur
odur,
bir vapur çığlığından
damıttığım gölgedir.
durur öyle
düştüğü yerde.
kalır.
demirden gülücükler
yollar zamana.
“kal” desem, “git” desem
aldırmaz.
odur hep,
gelmese de gidişini görmesem
desem
beni dinleyen,
gelmeyişine de katlanamadığımı
bilmeyen.
İstanbul – 04.08.1999, Ankara – 07.09.1999
27 Ağustos 1999 Cuma
22 Ağustos 1999 Pazar
6 Ağustos 1999 Cuma
bir garip kuşatma
I.
İstanbul – 06.08.1999
aşk karanlıkta körebe oynayan bir kördür.
II.
cupido kuşatmasını hatırlıyorum da,
diktiği zaman yamaçlarına toplarını
şehrin üzerinde bulunduğu tepenin,
hayran hayran seyretmişlerdi onlar
kendilerini doğramaya gelen ordunun ihtişamını.
III.
oysa bir hayalkırıklığı bekliyordu orduyu.
bu muydu kendisinden övgüyle söz edilen şehir?
etraftaki verimli ovaya, bağlara, nehirlere hakim dedikleri,
aylardır ulaşmak için yürüdükleri şehir
bu döküntü şehir miydi?
IV.
yıkık surlarının, berkitilmemiş kulelerinin
içeride korumaya değecek bir şey bulamadığı,
savunanların teslim olmaya dünden razı
gıptayla kendilerini seyrettikleri
şehir; cupido; bu muydu?
V.
ordu döndü geri
şehrin anahtarını almaları için yalvaran halka aldırmadan
şehre sadece yüz metre uzaklıktan.
ne oldu cupido?
VI.
aşk körebe oynamasaydı
ağlardı.
gözleri açılırdı.
görürdü karanlığı.
4 Ağustos 1999 Çarşamba
ikinci öpüş
ben birincisini düşünüyorum.
ağır bir şilebin
rıhtımına yanaşışı gibi
sessiz…
ve huzurlu…
birincisini…
İstanbul - 04.08.1999
(İstiklal Cad. / Beyoğlu)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)